29 Haziran 2010 Salı

Prag'da bir günlük off day



29.06.2010 / Bu boş güne gerçekten çok ihtiyacımız varmış. Sabahları her koşulda erken kalkmaya alışık olduğum halde bu sabah 08.30 sularında zorla uyandım ve sanki dayak yemiş gibiydim, her bir yanım ayrı ağrıyordu. Selcan benden biraz sonra uyandı, hava çok sıcak olduğu için üzerimize ince bir şeyler giydik ve attık kendimizi Prag caddelerine. Dr. Emin ve Aslı buraya daha önce gelmemiş oldukları için akşamdan kendilerine ayrı bir gezi programı hazırlamış olduklarından biz bu günü Selocan'la baş başa geçireceğiz. Önce sağa, sola bakındık, otelde kahvaltı saatini geçirdiğimiz için karnımızı doyuracak bir yer arandık, gerçi her yer yemek yemeye müsait, neyse Old City yönüne yürümeye karar verdik. Gelmiş olanlar bilirler, gelmeyenlerin de mutlaka kulağına çalınmıştır, buranın çok meşhur bir saatli meydanı var, otorduk tam saatin karşısına bir sandviç ile çay aldık, başladık etrafı seyre. İlkay'ın dediği gibi Prag gerçekten bir açık hava müzesi. Ne yöne baksanız tarih fışkırıyor. Şehrin merkezinde bildiğiniz türden binalara rastlamak mümkün değil, hepsi eski, hepsi birer sanat eseri. Caddeler asırlar önce inşa edilmiş ve 10 cm x 10 cm ebadında milyarlarca granit taştan yapılmış. Caddeler ile kaldırımları bu granitlerin rengi ayırt ediyor. Tabii yaya geçişlerinde de yer yer beyaz seritler kullanılmış olsa bile hala bir çok yerde granitlerden desenler oluşturmak sureti ile farkındalık yaratılmış. Şehrin içinde, ana caddelerinde tramvay tarzında toplu taşıma araçları dolaşıyor. Bu arada her türlü taşıt trafiğin içine karışık hareket edebiliyor. Yani kırmızıda durduğunuzda önünüzde bir troleybüs veya tramvay duruyor olabilir. SSCB'nin dağılması, Çek'ler ile Slovak'ların ayrılması, ülkenin Avrupanın merkezinde yer alması ve tabii ki AB'ye girişlerini takiben gelişim bir olmuş, pir olmuş. Buranın en önemli gelir kaynaklarının başında turizm geliyor. Yılın 12 ayı, dünyanın dört bir yanından turist akıyor bu açık hava müzesine. Bir de şöyle bir özelliği var buranın, yanılmıyorsam 1943 veya 1944 yılında 2. Dünya Harbi sırasında Alman'lar avrupada taş üzerinde taş bırakmazken, o dönemin yönetimi hiç savaşmayacakları, tek bir mermi dahi sıkmayacaklarnı taahhüt eden bir anlaşma ile kentin anahtarını paşalar gibi Adolf Hitler'e teslim etmişler. İşte bu nedenledir ki avrupanın bir çok yerinin yeniden inşa edilmesine neden olan savaş bu ülkeye en ufak bir zarar vermemiş. Tabii ki bu ülkenin en önemli yeri sadece Prag değil. Bu ülkede gezip göreceğiniz daha bir sürü yer var, Tepice, Karloviçe, Karlovivary ilk aklıma gelen bazı yerler. İddia ediyorum ki bu ülkede göreceğiniz tabiatı çak az yerde görebilirsiniz. Prag ile Karlovivary arasında hatırımda kaldığı kadarı ile 150 km'lik bir yol vardır, burayı sabah akşam geçseniz sıkılmazsınız, yalnız aşırı oksijenden ne olursunuz bilemem. Mesela en çok turist alan Karlovivary'de bir başka şaheserdir, burada ne kadar anlatsam boşuna, benim kelime hazinem orayı tasvir etmeye kifayet edecek boyutta değildir. Şu kadarla özetleleyim, Büyük Önder Mustafa Kemal ATATÜRK'ün ne kadar zevkli bir insan olduğu hepimizim malumudur, burada evi varmış, sağlık sorunları yaşadığı bir dönem burada kalmış. Ben gittiğimde evinin restorasyonu yapılıyordu, şimdi ise ne amaçla kullanılıyor bilmiyorum. Bu arada çok meşhur şeylerden biri de Çek Birası. Biranın dünyada ilk yapıldığı ve biracılığın en çok gelişmiş olduğu ülke burasıdır. Daha sonra Almanya ve diğer avrupa ülkelerinde bira yapılmıştır. Mesela çok meşhur Bud Wieser birası Amerikan olarak bilinmekle birlikte aslı burasıdır. Harp yıllarında buradan Amerika'ya giden Çek'ler tarafından imal edilmiştir. Neyse bu kadar tarih yeter, sürç,-ü lisan ettiysem veya hatalı bir bilgi verdiysem affola, biraz da bizden bahsedeyim. Yani AZZ SONRA'ya kaldığım yerden devam edeyim.
Benim hesaplamalarıma göre Kiel - Prag arasında tam 695 km civarında bir yolumuz olması gerekiyordu. Tam Garmin'e rota yükleyeceğimiz sırada Prag'da konaklayacağımız otelin açık adresi geldi, ben de bu adresi doğrudan yükledim ve rotanın varış noktası olarak atadım. Hesapladı, kitapladı ve 731 km dedi. Ben de "eh bu kadar yanılgı normaldir" dedim ve Garmin rotasından güneye inmeye başladık. Aslında etap, etap yol girmiş olsaydım ben Garmin rotasına uymazdım ama bir kez rotaya girince bir daha sapmak kolay olmuyor. Bir de Almanya otobanlarında uzun yol hiç sorun değil, bir çok yerde hız sınırı bile olmadığı için çok hızlı ilerleyebiliyorsunuz. Zaten yollar pırıl, pırıl, hava da iyi olunca 40 km, 50 km'nin lafı mı olur? Ama şu gerçek ki olmamız gereken rotada değiliz. Neyse Hamburg, Hannover, buradan Berlin ana yolu üzerinden bağlantı almak üzere güney doğu istikameti, bir müddet sonra eski Doğu Almanya şehirleri, Göttingen, Magdeburg, Halle, Leipzig ve son olarak da Dresden ve Almanya bitti, kendimizi Çek Cumhuriyeti yollarında bulduk. Hani derler ya KEL YAĞI BOL BULUNCA ....... SÜRERMİŞ, işte tam o hesap AB'ye girdikten sonra maddi destekleri alınca bir yollar inşa dilmiş akıllara zarar. İnanın bu güne kadar dünyanın yolunu yaptım, böylesini görmedim. Allah için paranın hakkını vermişler. Bakalım buradan Macaristan'a giden yollar da böyle mi? Dresden'den sonra Prag 144 km. Biz yolu neredeyse tamamlayacağız ki otobandaki bir çalışma nedeni ile ana yoldan çıkmak zorunda kaldık. Garmin başladı konuşmaya TEKRAR HESAPLIYOR, TEKRAR HESAPLIYOR, SAĞA DÖN, SOLA DÖN, anlayacağınız garibimin kafası oldu mu bulaşık teli gibi, aldı götürdü bizi alternatif dağ yollarına. Tek şeritli ama sanki cennet içinde açılmış kadar doğal, muhteşem bir asfalt üzerinde, köylerin arasında ilerliyoruz ama nereye belli değil. Garmin sürekli bir şeyler söylüyor, her komutun ardından bir medeniyet bekliyoruz ama ne gezer. Bu şekilde yaklaşık bir 30 km kadar gittik etrafta tek gördüğüm canlı dev asa büyük baş hayvanlar oldu. Garmin'e uymaktan başka çarem yok ve bu arada EYVAH, kulaklığımın pili tükenmek üzere. Burası İskandinavya olmadığına göre az sonra hava da kararacak, benim de içim karardı. Arkamda Selcan ve diğer motor üzerinde Emin ve Aslı kaderlerine razı bir şekilde ben nereye, onlar da oraya. En sonunda az medeni bir yere vardık, halimize yaşlı bir amca acımış olacak ki, Allah razı olsun, arabası ile önümüze düştü ve bizi önce ana yola, oradan da otoban'a çıkardı ve biz derin bir OHHH çekebildik. Şehrin içinde de biraz GARMİNZEDE olduk ama artık o kadarını anlatmayayım, ele güne komik duruma düşeriz mazallah.
Yarın sabah yola çok erken çıkacağız, motorcu ağzı ile SAAT YEDİ, TEKER DÖNER dedik. Şimdi herkes uykuda, ben hariç. Müsaadenizle ben de uyumaya çekiliyorum, yarın yine 550 km civarında bir yolumuz olacak, Budapeşte'den yazmaya devam ederim. İyi geceler, renkli rüyalar. Rüyalar dedim de aklıma güzel bir vecize geldi, Dostoyevski demiş ki; RÜYALARINIZIN GERÇEK OLMASINI İSTİYORSANIZ, ÖNCE UYKUDAN UYANMANIZ GEREKİR. Hepiniz için gerçek olmasını isteyeceğiniz rüyalar görmenizi ve bu rüyalarınızın gerçekleşmesi dilerim.
Not: Karlovivary'den bahsedince arşivimden bir resmini de ekleyeyim dedim...

2 yorum:

  1. Aytekin Abi, gezinin, zor hava ve yol koşullarını atlatıp nihayet keyif aldığınız ve az da olsa dinlenebildiğiniz bölümüne geldiniz. Bundan sonra iyice tadını çıkarmaya bakın gezinin son gününe kadar. Eminim kutup dairesi de çok keyiflidir ama takip ettiğimiz kadarıyla güzel olduğu kadar meşakkatliydi de... Prag ve Karlovivary konusundaki düşüncelerinize aynen katılıyorum.Karlovivary için ben de şöyle bir tanımlama yapardım: Bir ressama hayallerini süsleyen olağanüstü bir şehir resmet desen Karlovivary'i çizerdi diye düşünüyorum. Prag kadar olmasa da Budapeşte de çok güzel bir şehir. Orası hakkındaki yazınızı da bekliyoruz artık. Hayırlı yolculuklar. Aşkın

    YanıtlaSil
  2. HEr geçen gün dilin de eğlenceli anlatış tarzın da gelişiyor abi :-) Hele teknoloji kullanımı.. Prag güzeldir... Demek bugün Budapeşte'de olacaksınız. Buda ve Peşte.. Tuna.. O şehir hiç bilinmez çok önemlidir biizm tarihimzi için. Osmanlı Hafif donanması ki Tuna'dan tüm avrupaya dalardı Buda ve Peşte'de az kalmazdı kışları. OSmanlı zabiti Buda'da TUna kıyısına varmadan Avrupaya cıktım demezdi. Buyur bakalım coştum.. Saysıız Tuna içeirkli bir eser.. Osman Paşa marşı. Tuna nehri akmam diyor..Etrafımı yıkmam diyor. Düşman Tunayı atladı..Karakolları yokladı

    Ama asıl Avrupadaki en batı noktamız BUdapeşte'nin yoresinde bir yer ESTERGON KALESİ. TÜrküsü bile vardır bilirisn.

    Aslında yolunuz üstündeyken bir uğrasanız. Benim OSmanlı rotamın bir parçasıydı Estergon ziyareti..

    Budapeştenin sol üstünde, 60 km uzaklıkta Ezstergom şehrinde. Kaleyi görmemeniz imkansız, muhteşem bir yamaçta Tuna'ya bakıyor. Osmanlı'nın en batı ucuymuş o kale.. Estergon şehri de cok keyifli bir şehirdir. Pişman olmazsınız uğrarsanız.

    YanıtlaSil

Midnight Sun

Midnight Sun