2 Temmuz 2010 Cuma

Kabus gibi bir gün!!!



01.07.2010 / Evet başlıktan da anlayacağınız üzere KABUS GİBİ BİR GÜN YAŞADIK. Ama olsun, bugün yaşadıklarımız gezinin hafızalarımızdan asla silinmemesine ilave katkılar sağlayacak, bundan eminim. İlkay zaten ip ucu vermiş, kıs, kıs gülüyor, zira bir kısmını biliyor ama ben neresinden başlayacağım bilmiyorum. Bir güne bu kadar mı aksilik sığar. İnanın anlatacaklarımı okurken siz sinirleneceksiniz ama bizim keyfimiz hiç kaçmadı, galiba gezi bizim sinirlerimizi yumuşattı, ya da o kadar yorgunuz ki kızmaya, sinirlenmeye bile mecalimiz yok, kim bilir? Daha fazla merakta bırakmadan başlayayım anlatmaya. Sabah da yazdıklarımdan anlaşılacağı üzere çok güzel bir havada, Tuna Nehri manzarasında kahvaltımızı ederken rota üzerinde bir değişiklik yapmayı planladık ve yönümüzü Belgrad, Niş, Sofya hattına çeviridik. Bunu yapmaktaki amacımız geziyi bir gün kısaltarak İstanbul'da biraz daha dinlenme fırsatı yaratmaktı. İşin daha doğrusu Oğlumu, evimi, ailemin diğer fertlerini, sizleri, kedilerimi, köpeklerimi ve daha ne varsa hepsini özledim. Selcan, Emin ve Aslı da aynı durumda. Onların bir de biri 4, diğeri 5 yaşında iki kuzucukları var, kim bilir ne kadar özlemişlerdir onları. Bu durumda tamamı otoban olan ve büyük kısmında hız sınırlaması olmayan bu rotada öğlenden sonra Sofya'ya varmış olacaktık. Yarın da sabah erkenden yola çıkıp evimize varacaktık. Plan çok akla yatkın ve sorunsuz görünüyordu. Sofya'da otel rezervasyonu için İlkay'dan yardım istedim, sağ olsun son sürat ve en güvenli şekli ile halletti. Süper, her şey yolunda gidiyordu. Budapeşte - Sırbıstan arasındaki yaklaşık 200 km'lik yolu 1 saat 15 dakika gibi bir zamanda bitirdik. Benzin eksiğimizi giderdik, son benzinlikte biraz dinlendik, bu esnada yanımıza bir işci aile geldi, onlarla biraz sohbet ettik, adamcağız dedi ki; Ben bu yolu 22 seneden beri giderim, Sofya'ya girmeyin, bu motorlar çok gösterişli, başınıza iş açılır. Siz en iyisi Niş'te kalın, güzel bir yerdir, yolunuzu da kısaltmış olursunuz. Anlattıkları aklımıza yattı ve hemen İlkay'ı aradım, durumu bildirdim, Sofya rezervasyonu iptal edildi, Niş'te rezervasyon yapıldı (ellerine sağlık İlkay'cığım), her şey süper gidiyor, o heyecanla sınıra geldik, Macar'dan gayet güzel çıktık, hemen 50 metre ilerideki Sırp kapısına geldik, kapıdaki polis aldı evrakları, evirdi, çevirdi ve Türkçe olarak YOK VİZA dedi. Ben de hızlı bir akıl manevrası yaptığımı sanarak "Ne vizesi kardeşim, biz Bulgaristan'a gidiyoruz, transit geçiş yapacağız" dedim. Bunun üzerine kapıda duran bir kağıdı işaret etti, bir okudum ki kafamdan kaynar sular boşaldı, özetle şöyle yazıyordu; 01.04.2009 tarihinden geçerli olmak kaydı ile Türk Vatandaşları transit geçiş dahil olmak üzere bulundukları ülkeden vize almak zorundadırlar. Aksi halde bu ülke sınırlarından adımlarını atamazlar. Bu arada vize vermek için de neredeyse DNA testi istiyorlar. Biraz kibarlık, biraz şirinlik yaptık nafile, kesti yolu ve bizi geldiğimiz yöne çevirdi, arkamızdan da HADİ İKİLEYİN ENSE TRAŞINIZI GÖRELİM der gibi pi, pis sırıtarak baktı. Al başına dert, ne yapacağız şimdi? Yaklaşık 2 km ilerideki benzinciye çektik, açtık haritayı, bilgisayarı başladık incelemeye. Yapacak tek şeyimiz var, o da mevcut kayıtlı programa uymak, yani istikamet ROMANYA, MARŞ, MARŞ. Tekrardan ilkay'ı aradım, durumu anlattım (bana belli etmedi ama içinden çok güldüğüne eminim), Niş rezervasyonunun iptalini rica ettim ve kuzu kuzu yola koyulduk. Bir sürü yeri geri döndük. Macar'da bir müddet daha gittikten sonra vardık Romanya kapısına; SZEGEG. Aynı merasim, bir ülkeden çık, diğerine gir, burada da biraz beklettiler ama o kısmına artık değinmiyorum ve Romanya topraklarında ilerlemeye başladık, tabii buna ilerlemek denirse. İlk durağımız Szeged 15 km, oradan Mako 35 km, daha sonra Arad 70 km, sırada Deva 151 km ve programımızın normal durağı olan Sibiu (115 km). En başta amacımız geç bile olsa Bükreş'e gitmekti, Sibiu Bükreş arası da yaklaşık 260 km. Ne gezer efendim, Sibiu'ya vardığımızda saat gecenin 23.45'ini göstermekteydi. Bu ülke nasıl AB'ya alınabilir akıl alacak şey değil. Bakın abartmadan söylüyorum en geniş yolları, özellikle sınırdan itiaren Deva'ya kadar olan bölümde en geniş kısım Zekeriyaköy'e giden yoldan daha dar ve hem geliş, hem de gidiş bu hattan. Yol kenarlarında arıza şeridi dahi yok. İşin en vahimi ne biliyor musunuz? Nedenini bilmiyorum ama Avrupa'nın neredeyse tüm TIR trafiği bu hatta çalışıyor, özellikle Bulgar, Romen ve Türk araçları bu hattı kullanıyor. Siz şimdi ne hale gelmiş olabileceğimizi düşünün. Bitti sanıyorsunuz di mi? Ne gezer, bu aksiliklerin üzerine bir de yağış başladı, al başına iş, burnumuzun ucunu göremiyoruz, nedeni yağmur değil, önümüzdeki araçların attığı çamurlar ne motorda cam bıraktı, ne de kaskların camını. Her şeye rağmen bugün de 602 km yol alarak, programımıza sadık kalarak ve her şeyden önemlisi sağlimen hedefe vardık. Dedim ya hiç de canımızı sıkmadık, bu yaşadıklarımızdan da keyif almaya çalıştık. Gördüğünüz gibi şu anda saatler gece 01.30'u gösteriyor ve ben aynı heyecanla yazıyorum. Ama yorgunluk had safhada, benim de dinlenmem lazım, yarın devam ederim. Hadi ama biraz alkış yapın da moralim artsın. Bu arada buradaki kızların güzellikleri kulaklarınıza çalınmıştır, sizin için çok güzel iki Macar kızının resmini de yazıma ekliyorum, eminim çok beğeneceksiniz:)) Sevgiler...

2 yorum:

  1. O kızlardan birini kapıp getirseydin bakardık teyzeye..Neyse yolculuğunuzun bir bölümü baya sıkıntılı geçmiş işallah bundan sonrası daha keyifli geçer.Sevgiyle

    YanıtlaSil
  2. Tam macera.. :-) Kamyon trafikli yağmurlu yolu bilriim berbattır. Hele o genişilikteyse.. Siz şimdi bugün birgüzel uyursunuz... Tamam arıtk son aşamalar aceleye gerek yok geze geze gelin güzel Romanya'yı :-)

    YanıtlaSil

Midnight Sun

Midnight Sun